şok

10:57

İş yerinden yazıyorum. The Who “Baba O’Riley”i hem çalar hem söyler iken ben de bir yandan ‘Sömestrda Prag’a gitmek istesem mesela biletleri ne kadardır şimdi ki acaba hı?’ gibi hayallerde idim(Kafka’nın evini görmekle ilgili takıntılarım var. Görmeden gitmeye pek niyetli değilim.)(bu arada evt. Boş boş oturuyorum şu an.bi depoya gitsem fena olmicak ancak bunu da öğleden sonraya erteledim.)baktım 180€. Dedim ‘yuh, bi de 1 ay önce alsak ne olucak yani?’ hele THY anbean değişen ücretleri ile beni bir benden alıyor, sormayın. Rezervasyon yaptırıyorum, bi daha dönüp fiyatlara bi bakıyorum, 1 gün öncesi ya da sonrasının fiyatları düşmüş!! THY deli misin, ben rezervasyon yaptırıyorum fiyatlar yükselmeden bu fiyata alim, ayrıca koltuklar dolmasın,fikirleri ile, şu senin yaptığına bak. Garanti müşterini de kazıklıyorsun yahu. Ben dakika başı ücretlere mi bakacağım. Lütfen yapma bunu lütfen. Ben de rezervasyon yapıp yapıp iptal ediyor ve dilediğim fiyatı görünce orada kalıyorum. Neden yapıyorsun bunu THY, niçin söyle bana.

Neyse efendim, Prag önümüzdeki şubat için 180€ eğer şimdi alınacaksa biletler. Yok ben Paris’e gidim derseniz, o da aynı. Küba’ya gidicem der iseniz, 1000€’dan başlıyor. Evet yanlış duymadınız 1000€.

Param olunca Küba’ya gitmezsem, diye çırpınıyorum. Bu internasyonel hareketler hiç hayra alamet diil meltem yavrum. Ancak ne kadar da güzel olurdu Küba’da olsak şimdi, olmaz mıydı? İspanyolca öğrenmemin sebebini soruyor kimseler. “Neden almanca değil? Halbuki mesleğin için almanca öğrensen daha iyi olurdu. Ya da Rusça. Endüstri’de bu iki dil çok kabul görüyor. Olsun üzülme, İspanyol şirketleri de var.” Adeta sırtım sıvazlanıyor, şu an sırıtıyorum. Ben de dil konusunda mesleki bir kaygı taşımadığımı, sadece hoşuma gittiği için öğrenmeye başladığımı söylüyorum. Endüstriyi bilemem fakat, dünyada çokça kabul gördüğü kesin, diyorum içimden. Önemli olan iletişime geçebilmek, kültürleri ilgimi çekiyor filan falan. Ama çıkış noktasını hiç paylaşmamıştım, paylaşayım. Asmalı Mescit'te, Cuba. Salsa yapabiliyorsanız koşun. Ben yapamıyorum ne yazık ki (Şu dans konusunda yetilerimi biraz zorlasam fena olmayacak. Neyse, ayrı bir mevzu.) Bir Estiem aktivitesinde katılımcılarla beraber gittik de bir Kübalı grup sahne alıyordu. Tanrım ne harikaydı. Sonra ‘Hasta Siempre’ yi söylemeye başladı Kübalı abi. Bildiğimiz kadarıyla eşlik ettik ettik, ben ise bir duygu yoğunluğu içinde büyülenmiştim hem dilden hem şarkıdan. Sonra İspanyolca öğrenmeye karar verdim. Hasta Siempre’nin çıkış noktası olduğunu söylemiş olsam, insanlar gülebilir, saçma gelebilir, ya da tepkisiz kalabilir. Mühim diil, ancak ciddi ciddi sorduklarında benim gülesim geliyor efendim. Neredeyse tutamıyorum kendimi. Kariyer için mi konuşuyoruz artık dilleri, hayır efendim hayır. Bendeniz anlamak istiyorum insanoğlunu. (Tabi bu tembellikle anlamam ne denli uzun bir süre alacak bu da ayrı bir konu. Olsun ofiste bile çalışıyorum(motive ol yavrum motive ol). )

Uçak biletleri ve dil üstüne kafa yorarken yeşil pasaporta geçiş yapmak istiyor zihnim. Şu ülkede, memurların(O da belli bir ‘hizmet’in üzerinde isen) nadir avantajlarından biri yeşil pasaport. Bakınız Çin’e dahi vizesiz gidiyorum. O da bişey mi? Mısır, Peru, Belçika, İtalya,Hollanda, İspanya, bıdı bıdı…. Sadece ABD, Kanada, İngiltere,Yunanistan,Bulgaristan,Rusya ve Portekiz dışı tüm ülkeler. Bencillik yapıp hoplayıp zıplıyor sevincimi belli etmeye çekinmiyorum. Fakat zihnimin sorguladığı şeyler yok değil. Neden ABD ile başlayıp Portekiz ile biten ülkeler yeşil pasaportu tanımıyorlar 1. Diğerleri neden tanıyorlar 2.Yunanistan’a da artık yeşil pasaportla geçiş yapabilecekmişiz, noldu da birden eyvallah geçebilirsiniz dedi yunanlı amcalar teyzeler 3. Neden sadece kadınlara veriliyor bu pasaport, erkeklerle zorları ne, bunu neden çıkıp kimse anlatmıyor, neden bir erkek de çıkıp ‘neden kadınlara hay hay da bize bay bay’ demiyor 4,5,6,7. Neden sadece memurlar, yani mesela esnaf da bu ülkeye hizmet etmiyor mu 8,9. Yani ya diğerleri 10? Peki ülkede hatrı sayılır bir memur nüfusu var ve onların hatrı sayılır bir kız çocukları topluluğu var iken, ne gerek var vizeye 11. -Tabi bu soruları cevaplarıyla beraber sunabilseydim şu an daha verimli olabilirdi. Bir başka gün cevaplarını da yazayım.-Yeşil pasaportumu kullandığımda kendimi “Avrupalı” gibi hissediyorum. Sanırım benim için Avrupalılık vizesiz seyahat anlamından öteye gidemiyor. Oysaki topraken avrupada doğdum,büyüdüm,yaşıyorum. Bizim insanımız bi başka canım, demekten öteye gitmiyor söylemlerim fakat bunun da toprakla bir ilgisi olduğuna inanmıyorum. Küçük şehirlerde büyümek insana güzel değerler katmıyor değil. Mesela güvenilir bir yerde yetişiyorsunuz ve bencillik bir süre uzak duruyor size çünkü korkmuyorsunuz . Korku olmayınca da, tedbirli olmanın gerektirdiği birtakım şüpheci duyguların esiri olmuyorsunuz. Sonra büyük şehre gelince dumur oluyorsunuz ama. Bu da ayrı bir konu. O elit Avrupalı tanımına olan bakış açım da.Başka bir zaman artık…

Uçak biletleri, İspanyolca, yeşil pasaport, Avrupalılık gibi başlıkları daha çok birbirine karıştıramazdım galiba. Biraz dağınık oldu ancak elden ne gelir efendim. Neler neler söylenir daha, halbuki şimdi yemek vakti geliyor. Şimdi oturup konuşsak bunları biraz da, bira içsek şimdi tam yerindeyken ben. Sohbet etsek. Bu yazdıklarımı da yayınlayamıyorum, ofisten blogspot adresi güvenli olmadığı gerekçesi ile kapalı. Tuhaf…

Neyse, bir gün Küba’ya gidersem, okurum da gülerim.

Yazımı Pink Floyd- High Hopes ile bitirmeyi uygun görüyorum. Kim görmez ki..


m.

11:37

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder